Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

İkinci Abdurrahman Devri'nde siyaset ve toplum

“Abdurrahman’ın halefleri zamanında iç karışıklıkların tehdidi daha az hissediliyordu. Araplar, Berberiler ve Müslüman İspanyollar politik olduğu kadar kültürel bakımdan da bağımsızlığı ile övünen ve zaman zaman İspanya’ya ait tesirlerin de görüldüğü homojen bir Müslüman halk meydana getirmişlerdi. Siyasi ve kültürel birleşmeye yönelik bu hareket 10. yüzyılın başlarında meydana gelen olaylardan büyük ölçüde yararlandı. Fatımîler’in Kuzey Afrika’da ortaya çıkışları ve çok geniş bir ihtilalci hareketin başında sapık bir inançla Abbasi halifeliğinin karşısında yer almaları Emir 3. Abdurrahman’ı (912-961) İspanya Müslümanları’nın dini lideri olarak ve doğunun son üstünlük bağlarını kopararak halife unvanın almaya sevk etti. Onun halifeliği Endülüs Emevileri’nin yükselme devrinin başlangıcıdır. Onun zamanı, memleket içinde feodal Arap şeflerini ve Berberiler’i merkezi hükümete sıkıca bağlı tutarak barışın ve siyasi istikrarın hakim olduğu bir devirdir. Doğu’nun etkileri zayıflayarak mahalli çevrenin açıkça etkisi altına giren klasik Arap geleneğinin devam ettiği İspanya Arap medeniyeti ortaya çıkmaya başladı. Aynı zamanda Doğu ile ticari bağlar devam ediyordu. Bizans ile diplomatik ilişkilerin başlaması Endülüs Emevi Devleti’nin kudret ve itibarını göstermektedir. 2. el-Hakem (961-976) içinde binlerce cilt kitap bulunan bir kütüphaneyi kuran, ilim ve sanat hamisi bir halifeydi; özellikle onun veziri ve aslında gerçek hükümdar olan el-Mansur yahut Almanzor, Abdurrahman’ın eserini, yani hükümetin merkezileştirilmesini ve halkların birleştirilmesini devam ettirdi.

Halife Hişâm Devri’nde (976-1009) Mansur’un ölümünü parçalanma izledi. Merkezi iktidarın zayıflaması iki parti, İspanya’nın Müslüman halkının bütünü anlamına gelen Endülüslü ile buraya Afrika’dan yeni gelmiş olan Berberiler arasında rekabetin ortaya çıkmasına zemin hazırladı. İç savaş ve bunu izleyen karışıklıklar esnasında Slavlar adı verilen üçüncü parti bu mücadelelerde önemli rol oynamıştır. Slavlar deyimi başlangıçta Doğu Avrupa kökenli köleler için kullanılıyordu; daha sonraları Endülüs Emevileri’nin hizmetinde bulunan Avrupalı bütün köleler için kullanılmaya başlandı. Bu sıralarda onların çoğu İtalyalı idi yahut kuzeyin bağımsız Hıristiyan bölgelerinden gelmişlerdi. Küçük yaşta getirilenler Müslüman oluyor ve Arapça konuşuyorlardı. Dokuzuncu yüzyılın ortalarına doğru bunlar yavaş yavaş sarayda olduğu kadar orduda da önem kazanmaya başladı. Üçüncü Abdurrahman Devri’nde onların sayısı 13.750’ye kadar çıkmıştı. Bunlar içinde azat edilenlern çoğu zengin olmuş ve cemiyette bir sınıf meydana getirmişti. Emevi halifeleri, feodal Arap şeyhlerinin nüfuzlarını kırmak için idarede ve orduda onları yüksek mevkilere getirdiler. Onların serkeşliğinin ve Berberiler ile mücadelelerinin Endülüs Emevi hilafetinin çöküşünde büyük ölçüde etkisi olmuştur.

On birinci yüzyılın ilk yarısı siyasi parçalanma devri oldu. Bu devrede İspanya Müslümanlığı Berberi, Slav yahut Endülüs kökenli küçük hükümdarlar ve prensler arasında paylaşıldı. Bu siyasi zayıflama, kuzeyde Franklar’ın desteklediği Hıristiyanlar’ın, güneyde ise Berberiler’in akınlarına neden oldu. 1085 yılında Tuleytule şehrine karşı yapılan Hıristiyan saldırısı İspanya Müslümanlığı’na öldürücü bir darbe oldu. Siyasi başarısızlığa ve memleketin parçalanmasına rağmen ülkede büyük kültürel gelişme dikkati çekmektedir. Birçok küçük prensin sarayları, felsefe, edebiyat ve ilmin gelişmesine sahne olmuştur. Diğer yandan halifeliğin çöküşü Doğu ile ticari ve kültürel ilişkilerin yeniden başlamasına yardım etti.”

(Uygarlık Tarihinde Araplar, Bernard Lewis, Pegasus Yayınları, s.180)