|
|
İslam İmparatorluğu’nda bankacılık “Dokuzuncu yüzyılda ticaretin gelişmesi ve büyük teşebbüslere girişilmesi bankacılık müessesesinin doğmasına zemin hazırladı. İslam İmparatorluğu’nun ekonomisi başlangıçtan itibaren iki paraya dayanıyordu: İran parası olan gümüş dirhem doğu eyaletlerinde, Bizans parası olan altın dinar (denarus) batı eyaletlerinde kullanılıyordu. Paranın vezni dirhem için 2,97 gr. Ve dinar için de 4,25 gr. Olarak devlet tarafından tespit edilmişti. Bu iki paranın değerinin korunması için girişilen girişimlere rağmen, paranın yapıldığı madenlerin değerine göre kıymetleri değişiyordu. Sarraf bütün Müslüman pazarlarında vazgeçilmez bir şahsiyet haline geldi. Dokuzuncu yüzyılda sarraf, sermaye sahibi zengin tüccarlara dayanmak suretiyle bankacı haline gelmiştir. O zaman merkezi Bağdat’ta, şubeleri imparatorluğun diğer şehirlerinde bulunan bankaları ve çek ile kredi mektupları gibi gelişmiş sistemin varlığını biliyoruz. Bu sistem o derecede gelişmişti ki, Bağdat’ta yazılan bir çek Fas’ta ödenebiliyordu. Doğu ticaretinin merkezi Basra’da her tüccar bir banka hesabına sahipti; çarşılarda ödemeler yalnız çekle yapılıyor ve para asla kullanılmıyordu. Onuncu yüzyılda hilafet merkezinde ‘Zamanın Bankerleri’ adıyla bilinen müesseseler bulunuyordu. Bu bankalar hükümete, henüz toplanmamış vergiler üzerine ipotek koyarak borç para veriyorlardı. Faizcilikle ilgili İslam’da yasaklayıcı hükümler bulunduğu için, bankacıların çoğu Yahudiler ve Hıristiyanlardan oluyordu.” (Uygarlık Tarihinde Araplar, Bernard Lewis, Pegasus Yayınları, s.131) |